Dünya

Kongo'da Barış Anlaşması Krize Girdi

13.12.2025 11:46
Kongo'da Barış Anlaşması Krize Girdi

Son günlerde, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) ve Ruanda arasındaki tansiyon yeniden yükseldi. ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi, bu durumu, sadece birkaç gün önce Washington'da imzalanan barış anlaşmasının ardından gelen bir tehdit olarak değerlendiriyor. DRC Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi ile Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame arasında imzalanan anlaşmanın "tarihi" bir adım olduğu vurgulansa da, M23 isyancı grubunun Uvira şehrini ele geçirmesi bu barış sürecini derin bir krize sürüklemiş durumda. Herkesin merak ettiği soru, bu anlaşmanın ne kadar sağlam olduğu ve isyancıların ilerleyişinin sürdüğü bir ortamda barışı sağlamak için hangi adımların atılacağıdır.

M23 İsyanının Yeniden Yükselişi

M23 isyancı grubu, son saldırılarında Uvira'yı "tamamen kurtardıklarını" duyurdu. Bu durum, hem ABD hem de Avrupa'nın Ruanda'yı isyanın arkasındaki güç olarak görmesiyle daha da karmaşık hale geldi. Daha önceki UN uzmanları, Ruanda'nın bu isyancı gruplar üzerindeki etkisini ortaya koymuştu. Ancak Ruanda hükümeti bu suçlamaları reddediyor. Fakat, tarafsız gözlemcilerin değerlendirmelerine göre Ruanda'nın Washington'daki varlığı, M23 üzerindeki etkisinin bir kabulü gibi görülüyor. Tüm bunlar yaşanırken, M23 liderleri Trump'ın imzaladığı barış anlaşmasında yer almadıkları için kendi bağımsız barış süreçlerini sürdürüyorlar.

Uvira’nın Stratejik Önemi

Uvira'nın stratejik önemi oldukça büyüktür; şehir, Burundi'nin başkenti Bujumbura'ya yalnızca 27 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Burundi’nin yaklaşık 10 bin askerinin bulunduğu bölgeye ulaşım kapalı hale geldiği için Burundili yetkililer arasında endişe hakim. Burundi’ye giden askeri destekle ilgili olarak yapılan yorumlarda ise M23’ün bu durumu kullanarak Burundili askeri varlığını zayıflatmaya çalıştığı ifade ediliyor. Uvira’nın kaybı sadece askeri değil aynı zamanda ekonomik sonuçlar doğurabilir; zira Burundi ekonomisi şu anda ciddi yabancı para ve yakıt sıkıntısı çekmekte ve Doğu Kongo’ya büyük ölçüde bağımlıdır.

Bölgesel Güç Dinamikleri ve Etkileri

Bölgedeki güç dinamikleri oldukça karmaşık bir hal almış durumda. Burundi hükümeti, eğer M23 Güney Kivu’da kalıcı hale gelirse, kendi içindeki Red Tabara isimli isyancı grubun güçlenebileceğinden korkuyor. M23 ise kendisini sadece DRC’nin iç meselelerine odaklanmış olarak tanımlıyor; ancak bunun ötesinde bölgedeki istikrarın sağlanması adına uluslararası toplumla ilişkilerini nasıl yöneteceği kritik bir konu olacak. DRC’deki hükümet ise son düşüşleri kabul etmeyerek durumu daha da zorlaştırıyor; bu noktada iç kamuoyunun baskısı da önemli bir faktör. Tanzanya’da görüşmeler devam ederken, M23'ün belirttiği “sınır ötesi niyetlerinin olmadığı” açıklamaları pek inandırıcı görünmüyor.

Bölgedeki çatışmalar tüm taraflar için kaygı verici sonuçlara yol açabilirken, insani durum daha da kötüleşiyor. Yardım ajanslarının verilerine göre son bir hafta içinde yaklaşık 50 bin kişi Burundi’ye sığınmak zorunda kaldı. Burundili askerlerin DRC ordusu ile birlikte M23’ün ilerleyişine karşı koymaya çalıştığı belirtiliyor ancak Uvira’nın düşmesi çok fazla direniş olmadan gerçekleştiği bildirilmektedir. Sonuç olarak Uvira’daki kayıp yalnızca askeri değil aynı zamanda insanî trajedilere de neden olabilir.

Küresel Tepkiler ve Barış Sürecinin Geleceği

ABD Büyükelçisi Mike Waltz’ın açıklamaları durumun ciddiyetini gözler önüne sererken, "Barışa yönelik ilerleme yerine Ruanda'nın bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa sürüklediğini" belirttiği dikkat çekici noktalardan biri oldu. Avrupa Birliği ve diğer bazı ülkelerin yaptığı çağrılarla birlikte iki tarafın da operasyonlarını durdurması gerektiği belirtildi; ancak mevcut şartlar altında bu adımların atılması oldukça zor görünüyor.

Politik bilimci Prof Jason Stearns, olayların gelişiminde yaşanan keskin değişikliklerin Amerika merkezli barış sürecini tehlikeye attığını vurguladı. Anlaşmanın temel unsurlarından biri olan FDLR milis grubunun silahsızlandırılması gerektiği düşünülürken bu uygulamanın ne kadar etkin olacağına dair şüpheler artıyor. Hem DRC ordusunun hem de uluslararası barış gücünün sahada etkinlik göstermekte zorlandığı aşikâr; bununla birlikte bugünkü mücadele biçimi daha çok çatışma yerine diplomasi arayışıyla şekillenmeli.

Bütün bu çatışmalar yaşanırken Tshisekedi'nin halk üzerindeki baskıları giderek artıyor; çünkü halk artık eski sorunların çözümü konusunda yeterince teminatsız hissediyor. Ayrıca ülke içindeki ordu ile olan ilişkisi giderek geriliyor; çünkü generaller arasında yaşanan yolsuzluk iddiaları nedeniyle güven kaybı söz konusu oldu. Şu an için Tshisekedi’nin üzerinde en büyük baskının dış güçlerden geleceği anlaşılıyor; özellikle ABD’nin Ruanda’ya yönelik baskılarının artırılması bekleniyor.

Tüm bunlar doğrultusunda bölgedeki gelecekte ne olacağı konusunda belirsizlik hâkimdir. Cenevre’deki müzakere süreçlerinin nasıl seyredeceği ve uluslararası toplumun çatışma çözümündeki rolü büyük önem taşıyor. Bu noktada Doha merkezli paralel barış süreci de önemli bir unsur olarak öne çıkıyor; zira mevcut savaş dinamiklerinin değişmesi halinde burada yapılacak görüşmelerin verimliliği artabilir.

Savunma uzmanları ise mevcut durumu "çok zorlayıcı" olarak nitelendirirken, tarafların elinde bulundurdukları güç dengesizliklerinin nasıl çözüme kavuşturulacağı konusunda çeşitli görüşler ortaya konmaktadır. Dolayısıyla DRC’deki çatışma dinamikleri üzerine yapılacak her türlü müdahalenin planlı ve kararlı olması gerekmektedir; aksi takdirde sadece bölgesel değil küresel düzeyde yeni sorunlara yol açabilir.

Kaynak Haber

Bu içerik orijinalinden yorumlanarak Türkçe dilinde yazılmıştır. Orijinal haberi okumak için:

Orijinal Kaynağa Git

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!